top of page

Yaşam

Yaşadığını nasıl anlar insan? Kalbi atıyorsa ya da beyni çalışıyorsa bu onun yaşadığını mı gösterir? Günlük işlerini halletmesi yeterli midir yoksa bu işleri hallederken bir duygu mu duymalıdır? Hissedilen duygu mu insanı yaşadığına inandırır? Ya da birçoğumuzun hala sorduğu, kimimizin cevabını bulduğu, kimimizin cevabını bulamadığı ancak tam olarak doğru cevaptan emin olamadığımız daha genel bir soruya mı odaklanmalı? Yaşamın anlamı nedir?


Zaman içerisinde bir insanın yaşadığını anlama yolu ve yaşamın anlamı sürekli değişmiştir. Bu anlam insan topluluklarında genellikle "koruma iç güdüsü" ile başlar. Kendimi korumalıyım düşüncesinden, ailemi, yakınlarımı, sevdiklerimi, ülkemi korumalıyım şeklinde genelleşen bir iç güdü.


Ancak bu koruma iç güdüsünün de başladığı bir yer vardır. O da öğrenme veya anlam çıkarmadır. Hiçbir şey bilmeden doğan insan, yakınındaki insanları izleyerek belli görüler elde eder. "Acıkınca yemek yemeliyim." , "Gece olunca uyumalıyım." , "Gündüz olunca uyanmalıyım." , "Su içmeliyim." , "Derin sular tehlikeli, oralarda yüzmemeliyim ancak yemek bulmak için oraya da gitmem gerek. Dikkatli olmalıyım." Bunun gibi birçok düşünce ve eylemin etkisinde kalarak insan belli bir süre çevresinin dediklerini uygular. Ancak kendi neden - sonuç arasındaki bağlantıyı kurma mekanizması yeterli derecede çalışmaya başladığı an bu durum sorgulamaya döner. "Dikkat etmeli ama neden dikkat etmeli? Ben ondan daha büyük ve daha güçlü değil miyim?" , "İnanmalı ama neye inanmalı? Görünene mi görünmeyene mi? Söylenene mi yapılana mı? Gördüğüme mi duyduğuma mı?" Bu nokta bana sorarsanız insanın yaşamaya başladığı yerdir. Düşünebilen ve kendi kararlarını kendisi verebilen bir varlık düşününce yaşamaya başlar.


Ancak sadece düşüncenin de yeterli olmadığı anlar vardır özellikle günümüz insanları için. Artık dağların arkasında Dünya'nın bittiğine inanmadığımız ve yeterli aletlerle kendimiz de dahil birçok varlığı kolaylıkla yok edebildiğimiz veya yaşatabildiğimiz için artık insan için önemli olan eylem oldu. "Hareket eden insan yaşıyordur." düşüncesi günümüzde çok yaygın ve gelişen dünyada sağlam temellere dayalı.


Hala daha işe yarayan bu düşünce tabii ki de kendi sorunuyla geldi. Duygusuzluk. "Çalışsam yeter." , "Faturayı ödesem yeter." gibi paraya dayalı düşünceler insanların hayatlarını önemsiz bir noktaya çekti. Bu önemsiz noktada dünya bir çözüm buldu ve bu çözüm insanları eğlendirecek yerler veya şeyler bulup, kurmak oldu. Kendi içerisindeki duyguyu yapay ortamlarda canlandıran insan daha da hissizleşti. Her şeye ulaşmanın hem kolay hem de zor olduğu her dönem gibi insan tekrar ve tekrar hissizleşti. Hissizleştikçe şu soruyu sormayı bıraktı veya umursamadı: Yaşamın anlamı nedir?


Şuanda herkes için farklı olan bu sorunun cevabını ne zaman duysam duygu yoksunu bir cevapla karşılaşıyorum. Çünkü insan ilkel iç güdülerinden birini düşünerek veya hissederek cevap veriyor. "Korunmalıyım, korumalıyım."


Hem av hem de avcı olan biz insanlar yazılışları benzeyen bu iki kelimeden kurtulamayız. Doğamız bu.


"Korunmalıyım, çünkü güçsüzüm."

"Korumalıyım, çünkü güçlüyüm."


Belki de yaşam güç kelimesi etrafında dönüyordur kim bilir. Her kelimenin herkes için anlamı farklıdır ancak ben bu farklı anlamları duymayı severim. Ne dersin insan yaşadığını nasıl anlar?

 
 
 

Yorumlar


Konuşmak İstediğin Her An

@2025 Ekim

  • Instagram
  • Pinterest
  • Spotify
bottom of page